Tekstil kaplama, insanlığın kumaşlara dayanıklılık ve su geçirmezlik kazandırma çabasıyla ortaya çıkmış ve zaman içinde gelişerek modern teknolojilere ulaşmıştır. Eski Mısır ve Çin uygarlıkları, kumaşları suya karşı korumak için balmumu, doğal yağlar ve reçinelerle işleyerek ilkel kaplama yöntemlerini kullanmışlardır. Orta Çağ Avrupa’sında denizciler, yelkenleri ve giysileri katran veya keten tohumu yağı ile kaplayarak nemden koruma sağlamışlardır.
Sanayi Devrimi ile birlikte tekstil kaplama büyük ilerlemeler kaydetmiştir. 1791’de İskoç kimyager Charles Macintosh, kumaşları kauçuk ile kaplayarak su geçirmez hale getiren bir yöntem geliştirmiş ve bu buluş, günümüzde de bilinen ünlü “Macintosh” yağmurluğunun temelini atmıştır. Bu yenilik, kauçuk kaplamalı kumaşların yağmurluk, çadır ve koruyucu giysi gibi birçok alanda kullanımını yaygınlaştırmıştır.
21. yüzyılda sentetik polimerlerin geliştirilmesi, tekstil kaplamada devrim niteliğinde değişikliklere yol açmıştır. PVC (polivinil klorür) ve poliüretan kaplamaların ortaya çıkmasıyla birlikte su geçirmez, dayanıklı ve esnek kumaşlar üretilmeye başlanmış, sanayi, tıp ve moda sektörlerinde geniş kullanım alanı bulmuştur. 1960’larda geliştirilen Gore-Tex gibi nefes alabilen kaplamalar, su geçirmezliğin yanı sıra hava geçirgenliği de sağlayarak spor giyim ve dış mekan ekipmanlarında büyük bir dönüşüm yaratmıştır.
Günümüzde tekstil kaplama teknolojileri, nanoteknoloji, akıllı tekstiller ve çevre dostu çözümlerle sürekli gelişmektedir. Biyo-bazlı polimerler ve su bazlı kaplamalar gibi sürdürülebilir alternatifler, çevresel etkileri azaltırken kumaşların fonksiyonelliğini artırmaktadır. Tekstil kaplamalarındaki bu yenilikler, modadan sağlığa, havacılıktan askeri uygulamalara kadar birçok sektörde önemli bir rol oynamaya devam etmektedir.